Teslimiyetin Anlamı

Teslimiyetin Anlamı

Teslimiyet, yaşam akışına karşı koymak yerine ona izin vermeyi içeren basit ama çok derin bir bilgeliktir. Yaşam akışını deneyimleyebileceğiniz tek yer şimdi’dir, öyleyse teslim olmak şimdiki anı koşulsuz ve çekincesiz bir şekilde kabul etmek, olana içsel anlamda direnmeyi bırakmaktır. Olanı kabullenme sizi hemen zihinle özdeşleşmekten kurtarır ve Varlığa yeniden bağlar. Direnç zihnin ta kendisidir.
Teslim olmamak psikolojik formunuzu, egonun kabuğunu katılaştırıp sertleştirir ve güçlü bir ayrılık duygusu yaratır. Bu durumda çevrenizdeki dünyayı ve özellikle insanları tehdit edici varlıklar olarak algılarsınız. Böylece bilinçsiz bir biçimde diğerlerini yargılayarak yok etme dürtüsü, onlarla rekabet etme ve insanlara hükmetme ihtiyacı ortaya çıkar. Bu durumda doğa bile düşmanınız haline gelir, algılarınızı ve yorumlarınızı korku yönetir. Paranoya denilen zihinsel hastalık bu bozuk işlevli bilinç halinin biraz daha ağır biçimidir.
Sadece psikolojik formunuz değil bedeniniz de direnme sonucunda katılaşır ve sertleşir. Bedenin farklı bölümlerinde gerilim ortaya çıkar ve beden bir bütün olarak kasılır. Bu durumda bedenin sağlıklı işlev görmesi için gerekli yaşam enerjisinin özgürce akışı büyük ölçüde kısıtlanır. Masaj ve fiziksel terapiler bu akışın düzelmesine yardımcı olabilir, ama günlük yaşamınızda teslimiyeti uygulamadıkça, neden ortadan kalkmadığı için bu tür terapiler sizi ancak geçici olarak rahatlatırlar.
Teslimiyeti, artık hiçbir şey canımı sıkamaz ya da artık hiçbir şey umurumda değil tutumuyla karıştırmayın. Eğer yakından bakarsanız böyle bir tutumun gizli içerleme şeklinde bir olumsuzluk içerdiğini görürsünüz, bu kesinlikle teslimiyet değil maskeli dirençtir. Teslim olurken içinizde herhangi bir içerleme kalıntısı bulunup bulunmadığını görmek için dikkatinizi içinize yöneltin. Bunu yaparken çok uyanık olun, aksi takdirde bir direnç kalıntısı karanlık bir köşede bir düşünce ya da kabul edilmemiş bir duygu olarak saklanmayı sürdürebilir. Her ne şekilde olursa olsun olumsuzluk, mutsuzluk ya da ıstırap direncin olduğunu gösterir ve direnç daima bilinçsizdir.
Eğer bilinçli olsaydınız, yani tümüyle şimdi’de yaşasaydınız tüm olumsuzluk anında yok olurdu. Olumsuzluk mevcudiyetinizde varlığını sürdüremez, ancak siz yokken var olabilir. Acı bedeni bile huzurunuzda uzun süre varlığını sürdüremez, ona zaman tanıdığınız için mutsuz olursunuz, çünkü yaşam kaynağı odur. Zamanı yoğun şimdiki an farkındalığıyla uzaklaştırdığınızda mutsuzluk da ölür. Ama onun ölmesini istiyor musunuz? Bu mutsuzluk gerçekten canınıza yetti mi? Peki onsuz kim olacaksınız?
Spiritüel enerji teslimiyet yoluyla dünyaya girer. O sizin için, diğer insanlar ya da dünyadaki diğer yaşam formları için hiçbir ıstırap yaratmaz. Zihin enerjisinden farklı olarak yeryüzünü de kirletmez. Her şeyin ancak zıddıyla var olabileceğini, kötü olmadan iyinin de olamayacağını söyleyen zıtlar yasasına tabi değildir. İsa dağdaki vaazında şu ünlü kehanette bulunurken bu enerjiden söz ediyordu. “Halim olanlara ne mutlu, çünkü dünya onlara miras kalacaktır.” Bu, zihnin bilinçsiz kalıplarını ortadan kaldıran sessiz fakat yoğun bir mevcudiyettir.
Ego kurnazdır, bu yüzden zihinsel bir pozisyonla özdeşleşmeyi gerçekten bırakıp bırakmadığınızı anlamak için çok uyanık olmak zorundasınız. Eğer kendinizi çok hafif, derin biçimde huzurlu hissediyorsanız bu gerçekten teslim olduğunuzu gösteren açık bir işarettir. Direnerek onu güçlendirmediğiniz zaman diğer insanın zihinsel pozisyonuna ne olduğunu gözlemleyin. Zihinsel pozisyonlarla özdeşleşme ortadan kalktığı zaman gerçek iletişim başlar. Direnmeme ille de hiçbir şey yapmama anlamına gelmez, sadece herhangi bir “yapmanın” tepkisel olmayan hale gelmesidir. Doğunun dövüş sanatlarının altında yatan bilgeliği, o derin bilgeliği hatırlayın. Rakibinizin gücüne direnmeyin, onun kendini yenmesine izin verin!
Teslim olana dek bilinçsizce rol oynama insan ilişki ve etkileşiminin büyük bölümünü oluşturur. Teslimiyette artık ego savunmalarına ve sahte maskelere ihtiyaç duymazsınız. Çok sade, çok gerçek hale gelirsiniz. “Bu tehlikeli, sen incineceksin” der ego, onun bilmediği şey ancak direnmeyi bırakarak, yani incinmeye açık hale gelerek gerçek incinmezliği kazanacağınızdır!
Şimdi’de hiçbir sorun olmadığı gibi hiçbir hastalık da yoktur. Birinin durumunuza yapıştırdığı etikete inanmak hastalığı yerinde tutar, onu güçlendirir ve geçici bir dengesizlikten somut bir gerçeklik yaratır. Ona sadece gerçeklik ve somutluk vermekle kalmaz, daha önce sahip olmadığı bir süreklilik de verir. An’a odaklanarak ve etiketlemekten kaçınarak hastalığı sadece fizik acı, zayıflık, rahatsızlık ve yetersizliğe indirgeyebilirsiniz. Siz şimdiye teslim olursunuz, hastalık fikrine teslim olmazsınız. Istırabın şimdiki an’a, yoğun ve bilinçli mevcudiyet haline girmesine izin verin, onu aydınlanmak için kullanın. Teslimiyet var olanı direkt dönüşüme uğratmaz, sizi dönüşüme uğratır. Siz dönüşüm geçirdiğinizde tüm dünyanız da dönüşüm geçirir, çünkü dünya sadece bir yansımadır.
Eğer aynaya bakıp gördüğünüz şeyden hoşlanmamışsanız aynadaki görüntüye saldırmak için deli olmanız gerekir. Kabullenmeme halindeyken yaptığınız şey tam olarak budur. Kuşkusuz aynadaki görüntüye saldırırsanız o da size saldıracaktır. Eğer o görüntüyü kabul ederseniz, eğer ona dostça davranırsanız o da size dostça davranacaktır, bunun tersini yapamaz. İşte dünyayı böyle değiştirirsiniz. Hastalık sorun değildir, egosal zihin yönettiği sürece sorun sizsiniz! Hasta düştüğünüzde yaşamı adaletsizlikle suçlamayın, bu direnmektir. Eğer büyük bir hastalığa yakalanmışsanız onu aydınlanmak için kullanın, yaşamınızda vuku bulan her kötü şeyi aydınlanmak için kullanın. Hastalıktan zamanı geri çekin, ona bir geçmiş ya da gelecek vermeyin. Sizi yoğun bir şimdiki an farkındalığına girmeye zorlamasına izin verin, sonra neler olacağını görün!
Olanın olmamış kılınamayacağını, zaten olduğunu bilerek olana evet der ya da olmayanı kabul edersiniz, sonra yapmanız gereken şeyi, durum her neyi gerektiriyorsa onu yaparsınız. Eğer bu kabullenme hali içinde kalırsanız daha fazla olumsuzluk, daha fazla ıstırap, daha fazla mutsuzluk yaratmaz, bir dirençsizlik, mücadeleden uzak bir inayet ve mutluluk içinde yaşarsınız. Istırabı içinde bulunduğunuz koşullar yaratıyormuş gibi görünebilir, ama son tahlilde durum böyle değildir, ıstırabı yaratan direncinizdir.
Üzüntüye, umutsuzluğa, korkuya, yalnızlığa ya da bu ıstırap hangi şekli alıyorsa ona teslim olun. Ona etiketlemeden tanık olun, onu kucaklayın. Sonra da teslimiyet mucizesinin derin ıstırabı nasıl derin bir huzura dönüştürdüğünü görün. Bu çarmıha gerilişinizdir, bırakın o yeniden dirilişiniz ve yükselişiniz haline gelsin. Duygudan kaçmak olanaksızdır, tek değişim olanağı duygunun içine girmektir, aksi takdirde hiçbir şey değişmeyecektir. Teslim olup olmadığınızı nasıl bileceksiniz? Bu soruyu sormaya artık ihtiyaç duymadığınız zaman!
Tam dikkat tam kabullenmedir, yani teslim olmaktır. Tüm dikkatinizi vererek şimdi’nin gücünü kullanırsınız, o mevcudiyetinizin gücüdür, onun içinde hiçbir direnç saklanamaz. Mevcudiyet zamanı uzaklaştırır, zaman olmadan hiçbir ıstırap, hiçbir olumsuzluk varlığını sürdüremez. Istırabın kabullenilmesi ölüme yolculuktur, bu ölümü tattığınızda ölüm diye bir şeyin olmadığını idrak edersiniz, çünkü ölen sadece egodur! İllüzyonun ölümü inanılmaz derecede özgürleştirici bir şey olmaz mı? Kolay bir ölüm istiyor musunuz? Acısız, ıstırapsız bir ölümü tercih eder miydiniz? Öyleyse geçen her an’da ölün ve mevcudiyetinizin ışığının sahte benliği ortadan kaldırmasına izin verin.
Direnmeyi bırakmak ve teslim olmak zihnin, yani sahte benliğin sonudur. Bu durumda tüm yargılama ve olumsuzluk ortadan kalkar, zihin tarafından örtülmüş Varlık alemi ortaya çıkar. Ben buna Tanrıyı bulmak demiyorum, çünkü asla kaybolmamış olanı nasıl bulabilirsiniz ki? Tanrı sözcüğü binlerce yıldır yanlış algılandığı ve yanlış kullanıldığı için değil, sizden başka bir varlığı ima ettiği için sınırlayıcıdır. Tanrı bir varlık değil Varlığın ta kendisidir. Burada bir özne nesne ilişkisi, bir düalite, bir siz ve Tanrı olamaz. Tanrıyı idrak var olan en doğal şeydir. Şaşırtıcı ve akıl almaz olan şey Tanrının bilincinde olabilmeniz değil, Tanrının bilincinde olamamanızdır!
Çarmıhın yolu tam bir tersine dönüştür. Bu yaşamınızdaki en kötü şeyin sizi teslimiyete zorlayarak hiçbir şey olmaya, Tanrı olmaya (çünkü Tanrı da hiçbir şeydir) zorlaması, başınıza gelen en iyi şeye dönüşmesi anlamına gelir. Bu zamanda insanların bilinçsiz çoğunluğu için çarmıhın yolu hala tek yoldur, onlar daha fazla ıstırap çekerek uyanacaklar! Aydınlanmaya büyük kargaşaların sebep olması beklenebilir. Bu süreç bilincin evrimini yöneten belirli evrensel yasaların işleyişini yansıtır, bu yüzden bazı kahinler tarafından önceden haber verilmiştir. Olay diğer kaynakların yanı sıra Vahiy Kitabında da anlaşılması güç bir sembolojiyle tarif edilmiştir. Istırabı yaratan Tanrı değildir, ıstırabı insanlar birbirine vermektedir. Istırabın bir bölümü de, canlı ve zeki bir organizma olan yerkürenin kendini insan deliliğinin saldırısından korumak için alacağı savunma önlemlerinden kaynaklanacaktır. Istırap yoluyla aydınlanma (çarmıhın yolu), semavi aleme tekmeler ve çığlıklar atarak girmeye zorlanma anlamına gelir. Artık acıya dayanamadığınız için en sonunda teslim olursunuz, ama teslim oluncaya kadar acı çekmek zorunda kalırsınız. Aydınlanmayı bilinçli olarak seçmek, geçmişe ve geleceğe bağlanmadan şimdi’yi yaşamınızın asıl odağı yapmak anlamına gelir.
Seçim yüksek derecede bir bilinci ima eder, onsuz hiçbir seçime sahip olamazsınız. Seçim zihnin koşullanmış kalıplarıyla özdeşleşmeyi bıraktığınız anda başlar. O noktaya gelene dek spiritüel açıdan bilinçli olamazsınız. Bu, zihninizin koşullanmasına göre belli şekilde düşünmeye, hissetmeye ve davranmaya zorlandığınız anlamına gelir. İşte bu yüzden İsa “Onları bağışla Tanrım, ne yaptıklarını bilmiyorlar” demiştir. Bu zekayla ilişkili değildir. Ben son derece zeki ve iyi eğitim görmüş, ama aynı zamanda tamamen bilinçsiz, yani tamamen zihniyle özdeşleşmiş birçok insan gördüm! Eğer zihinsel gelişim ve artan bilgi kendisiyle orantılı bir bilinç evrimiyle dengelenmezse mutsuzluk ve felaket potansiyeli çok büyüktür.
Bağışlama iki bin yıldır kullanılan bir terimdir, ama çoğu insan onun ne anlama geldiği konusunda sınırlı bir görüşe sahiptir. Benlik duygunuzu geçmişten aldığınız sürece kendinizi ya da başkalarını gerçekten bağışlayamazsınız. Ancak şimdi’nin gücüne eriştiğinizde gerçek anlamda bağışlayabilirsiniz. Şimdi’nin gücü geçmişi güçsüzleştirir, yaptığınız ya da size yapılan şeyin özünüzü asla etkileyemeyeceğini derin biçimde idrak edersiniz. Bağışlama kavramı artık gereksiz hale gelir.

—ECKHART TOLLE—
Şimdi’nin gücü kitabından